Haklı olmak çoğu zaman yetmez; önemli olan, haklılığın bir sonuç doğurup doğurmadığıdır. İş toplantısında, aile sofrasında ya da trafikte hepimiz aynı soruyla karşılaşırız: Haklı olduğumu kanıtlamak için mi uğraşacağım, yoksa istediğim sonuca ulaşmak için mi? Bu iki hedef bazen örtüşür, ama sık sık birbirinden ayrılır. Ayrıldıkları anda yaptığımız tercih, ilişkilerimizi ve başarımızı belirler.
Haklı çıkmak insana güçlü bir tatmin verir. Kendimizi adil, zeki ve ahlaki açıdan üstün hissederiz. Bu duygu, egomuzun en sevdiği besindir. Ancak haklılık bir savaş gibi yürütüldüğünde karşı tarafı kaybeden konumuna iter. Kaybettiğini hisseden insan ise savunmaya geçer, dinlemeyi bırakır ve inatlaşır.
Sonuçta tartışmayı kazanırız ama ilişkiyi kaybederiz. Bir yöneticiye hatasını herkesin önünde gösteren çalışan haklıdır; fakat projesinin onaylanma ihtimali muhtemelen azalmıştır. Haklılık, tek başına amaç hâline geldiğinde bize yalnızca kısa süreli bir zafer hissi bırakır.
Üstelik haklılık tutkusu çoğu zaman bizi kör eder. Kendi doğrumuza o kadar odaklanırız ki karşı tarafın gerekçelerini duymayız. Oysa her tartışmada karşımızdakinin de görmediğimiz bir haklılık payı olabilir. Bu payı fark etmeyen kişi, yalnızca bir fikri değil, öğrenme fırsatını da kaybeder.
Etkili olmak, gözü sonuca dikmektir. Etkili insan kendine şunu sorar: "Bu konuşmadan sonra ne değişmesini istiyorum?" Cevap netse, kullandığı kelimeler, zamanlama ve üslup da bu hedefe göre şekillenir. Bazen bir eleştiriyi özel bir görüşmeye saklar, bazen karşısındakinin haklı olduğu noktayı önce kabul eder, bazen de küçük bir meseleyi tamamen bırakır.
Bu tutum zayıflık değil, stratejik bir olgunluktur. Eski bir söz, "Haklı olmak mı istersin, mutlu olmak mı?" diye sorar. Etkililik, enerjiyi gerçekten önemli olana harcamayı ve insanları karşıya değil aynı tarafa çekmeyi gerektirir.
Etkili iletişimin temelinde empati yatar. Karşımızdakinin neye önem verdiğini, neden kaygılandığını ve neyi kaybetmekten çekindiğini anladığımızda, mesajımızı onun diline çevirebiliriz. İnsanlar, kendilerini anlaşılmış hissettikleri ortamda fikir değiştirmeye çok daha açıktır.
Yine de etkililik her şeyin mazereti olamaz. Sonuca ulaşmak için doğruyu tamamen gömmek, ilkesizliğe dönüşür. Etik bir ihlal, güvenliği tehdit eden bir hata ya da bir haksızlık söz konusuysa, haklılığı savunmak bir sorumluluktur. Böyle durumlarda susmak etkililik değil, kaçıştır.
Asıl beceri, ne zaman ısrar edip ne zaman esneyeceğini ayırt etmektir. Bunun için üç soru yol gösterebilir:
Çoğu zaman üçüncü sorunun cevabı "evet"tir. Haklılık ile etkililik, doğru üslupla bir araya geldiğinde en güçlü hâlini alır.
Örneğin bir ekip arkadaşınızın raporundaki hatayı fark ettiğinizde, "Burada yanlış yapmışsın" demek yerine "Şu rakamı birlikte kontrol edelim mi?" diye sormak, aynı doğruyu savunur ama karşı tarafı savunmaya itmez.
Haklılık bir başlangıç noktası, etkililik ise o noktadan bir yere varabilme becerisidir. Doğruyu bilmek değerlidir; ama onu başkalarının kabul edebileceği biçimde sunamıyorsak, bilgimiz duvara çarpar. Bilge insan, haklı olduğu her tartışmayı kazanmaya çalışmaz. Kazanılmaya değer olanları seçer ve onları da karşısındakinin onurunu koruyarak kazanır. Belki de gerçek haklılık, doğruyu dünyada bir değişikliğe dönüştürebilmektir.
İbrahim ÖZCANLI
Uzman Klinik Psikolog
Seans Süresi Ne Kadardır? Seans süresi ortalama 45-50 dakika olarak belirlenmiştir. Seans süresinin aktif kullanılması adına tüm seanslar saatinde başlar ve geç kalma durumu olsa da planlanan saatte sonlandırılır
Ne Kadar Sıklıkta Görüşme Planlanır? Sağlıklı bir terapi için sağlıklı bir iletişim ve devamlılık çok önemlidir. Bu zeminin oluşması adına sürecinin ilk aşamalarında görüşme sıklığı haftada bir olacak şekilde planlanır. Devam eden süreçlerde psikolojik esnekliğin oluşmasına bağlı olarak iki seans arasındaki aralığın açılması mümkün hale gelir.